Ana Sayfa | Yazarlar | Murat Arın | Murat Arın: IMF'siz dönem iyi başladı ama...

Murat Arın: IMF'siz dönem iyi başladı ama...

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Murat Arın: IMF'siz dönem iyi başladı ama...

IMF anlaşması yapılmayacağının açıklanmasının ardından gelen ilk sarsıntı kolay atlatıldı, bunda "Balyoz gözaltıları" sonrasında risklerin fiyatlara yansımış olmasının etkisi vardı

Küresel piyasalarda görece sakin geçen bir haftayı geride bıraktık. İçeride IMF ile stand-by anlaşmasının yapılmayacağı kesinleşmesinin ardından küçük bir dalgalanma yaşandı. Son iki aydır IMF beklentileri tavsamıştı ama açıklamalar mayıs ayında beklentilerin yeniden ısınabileceğine işaret ediyordu. IMF masada bir stand-by anlaşması olmadığını açıklayarak beklentilere bir son noktayı koydu.

Açıklama yapılınca ilk yaptığım, bu sayfada belirli aralıklarla yayınladığım MSCI Gelişen Piyasalar ile MSCI Türkiye endekslerinin durumuna bakmak oldu. Türkiye endeksinin gelişen piyasalar endeksine göre yüzde 5 daha düşük bir seviyede olduğunu görünce İMKB'de satışların çok sert olmayacağını anladım. Türk Lirası da genelde birlikte hareket ettiği para birimleri karşısında son iki ayda yaklaşık yüzde 4 civarında değer kaybetmişti. Dolayısıyla iki tarafta da marj daha önce açılmıştı, haberin ardından yeniden önemli bir satış gelmedi.

MSCI endekslerini ilk karşılaştırmaya başladığım zamanlarda IMF anlaşması beklentisi yoktu ve krizin etkisiyle birlikte Türkiye endeksi yüzde 30 farkla işlem görüyordu. Geçen yaz başından itibaren IMF görüşmelerinin yeniden başlamasıyla bu fark yüzde 10-15 arasına indi. Yılbaşındaki yükseliş sırasında ise IMF dahil beklentilerin biraz abartılmasıyla birlikte bu kez Türkiye endeksi üste çıktı. Son kez endeksleri yayınladığımda bu yükselişin makul olmadığını, Türkiye endeksinin gelişen piyasalardan daha iyi bir performansı koruyamayacağını yazmıştım. İç siyasi risklerin artmasının da etkisiyle gelen satışlar Türkiye endeksini aşağıya çekti. Perşembe günü itibariyle bu fark yüzde 8'e çıkmıştı.

Bundan sonra, küresel piyasalarda işler iyiye gittikçe bu farkın kapanmasını, karamsarlık ve düşüşler olduğu zaman ise açılmasını bekleyebiliriz. Farkın yüzde 30'un üzerine çıkması biraz abartılıydı, yeniden bu kadar açılmasını gerektirecek bir durum yok. Ama yüzde 10-15 arasına kadar çıkması da şaşırtmamalı.
Çerçevesi iyi çizilmiş bir IMF anlaşması, bütçe disiplini ve büyüme konusundaki hedeflerin tutturulmasını kolaylaştırabilirdi. Hükümetin amacı da buydu ama anlaşamadı. Bu da küresel piyasalarda riskler arttığı zaman iç piyasalardaki baskının daha fazla olacağını ortaya koyuyor. Özellikle bu yıl belirsizlikler devam ederken dalgalanmalar sırasında biraz daha fazla sarsılacağız. Çok kaygılanmak da, sarsıntıları kolay atlatacağımızı da düşünmek de yersiz olur.
Türkiye'nin gelişen piyasaların üzerine çıkması, daha iyi performans göstermesi için ise bütçe disiplinini korurken büyümeyi yüzde 5'in üzerine taşıması gerekiyor. Bunun işaretleri netleştiği zaman hem borsanın hem dövizin hem tahvil faizlerinin farklı bir platoya ilerlediğine tanık olabiliriz. İç siyaseti de dikkate alınca bunun için genel seçimlerden sonrasını beklememiz gerekecek.

Kısa vadeye dönersek küresel piyasalar geçen haftayı olumsuz haberlere fazla kulak asmadan sessiz sakin geçirdi ve yeni bir yükseliş ivmesi için güç topladı. Kredi derecelendirme kuruluşlarından Portekiz, İspanya ve İngiltere'ye gelen uyarılar kulak arkası edildi. Çin'de enflasyon ve üretimdeki yükseliş ekonomideki ısınmayla ilgili kaygıları güçlendirdi, bunun da piyasalar üzerinde fazla bir etkisi olmadı. Euro-dolar paritesi uzun bir aradan sonra ilk kez güç toplama işaretleri verdi. Küresel piyasalarda olumsuzlukların öne çıkmadığı bir dönemdeyiz. Bu durum bir süre devam edecek gözüküyor. Bu trendden hem İMKB hem TL yarar sağlayacak.

Sırada İngiltere mi var?

Beklenti İspanya’nın mali düzenleme yapamaması halinde bir sonraki hedef olmasıydı. İspanya’nın durumu hassas fakat İngiltere’de daha büyük problemler var. İngiltere’nin gelirleri azalırken borç yükü artıyor. Bu durum piyasalara önce sterlinin değer kaybetmesi olarak yansıdı. Kasım ortasından şubat sonuna kadar olan üçbuçuk aylık dönemde sterlin dolar karşısında yüzde 12 değer kaybetti.

Sterlindeki hareket hayret vericiydi. Şimdi de tahvil piyasası harekete geçiyor. Piyasaların İspanya’yı es geçerek Yunanistan’dan İngiltere’ye bu kadar çabuk geçmesi şaşırtıcı.

Şubat başından bu yana İngiltere’de tahvil faizleri İspanya tahvillerinin faizine kıyasla daha hızlı yükseliyor. Almanya tahvilleri ile karşılaştırıldığında İngiltere’nin borçlanma maliyetleri İspanya’ya göre 10 baz puan daha fazla. İki ülke de Yunanistan kadar finansman maliyetiyle karşı karşıya değil fakat Yunanistan tahvillerinde faizin sıçraması sadece 90 gün almıştı.

İngiltere’de tahvil faizleri artışı, ilk bakışta Yunanistan’dan gelen bir yayılma olarak duruyor, fakat çok büyük bir farklılık var: İngiltere kendi parasını basabilir. Bu da riskleri ve sterlin üzerindeki baskıyı artırıyor. (www.finanstrend.com)

(Murat Arın - 14.03.10)

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0