Murat Arın: Küçük adımla düzeltme büyük satışlara dönüştü
ABD Başkanı Obama'nın seçim kaybının faturasını bankalara kesmesi haftanın ikinci yarısında satışları hızlandırdı. Euro-dolar paritesi satışların sertliği konusunda ön işaret verebilir
Küresel piyasalar genelde satış ağırlıklı geçen bir haftayı geride bıraktı. ABD borsalarında satışlar hız kazanırken doların hızla yükselmesi dikkat çeken gelişmelerdi. IMF ile anlaşma beklentisinin sürmesi haftanın ilk yarısında İMKB'nin küresel piyasalara göre daha olumlu bir seyir izlemesini sağladı. Ancak Yunanistan sorununun Euro Bölgesi'nde yer alan diğer ülkelere sıçraması TL'nin değer kaybetmesine yol açtı ve cuma günü her yerde satışlar hız kazandı.
Son iki haftadır yazdığım düzeltme hareketi böylece küçük adımlardan büyük adımlara dönüştü. Hafta içinde satış eğiliminin şiddetlenmesinde belirleyici olan üç temel unsur vardı ve bunlar önümüzdeki dönemde de piyasalar üzerindeki ağırlıklarını hissettirecek gözüküyor. Kolay olandan başlamak gerekirse; Çin'de teşviklerle pompalanan büyüme dördüncü çeyrekte yüzde 10'u aştı. Bankaların tüketicilere kredi kullandırmaya özendirilmesi başta konut olmak üzere varlık fiyatlarında şişmeye yol açıyor ve Çin yönetimi bunu frenleyecek önlemleri küçük adımlarla devreye sokuyordu. Büyüme sıçrarken enflasyonun hızlanması Çin hükümetinin önlemlere devam edeceği konusunda hiçbir kuşku bırakmadı. Çin, en büyük emtia tüketicisi durumunda. Son aylarda emtia fiyatlarının yükselişinde Çin'de büyümenin hız kazanmasının da etkisi vardı, son gelen haberler emtia fiyatlarında da satış baskısı getirdi.
İkinci önemli gelişme Yunanistan'ın hiç gündemden düşmemesiyle yaşandı. Yunanistan borç sorunlarıyla boğuşuyor, bu sorunların hemen bir çözümü olmadığı gibi bugün-yarın bir iflas olması da söz konusu değil. Bununla birlikte Yunanistan'a güvenin erimesi, tahvil faizlerinin ve Yunan CDS fiyatlarının rekor seviyelere ulaşmasına neden oldu. Aslında bu da kontrol edilebilir bir durum ancak daha kötü olan ve fazla su üstüne çıkmayan gelişme, Yunanistan yüzünden diğer borç sorunu olan ülkelerin tahvillerinde de satış yaşanmaya başlaması. Yunanistan yüzünden Portekiz, İspanya, İrlanda, İtalya hatta Belçika'nın tahvillerinden kaçış eğilimi başladı. Bu eğilimin sürmesi Euro Bölgesi'nde işlerin kontrolden çıkmasına ve euronun hızlı değer kaybının devam etmesine neden olabilir.
Üçüncü önemli gelişme ABD'de Demokrat Parti'nin 1972'den bu yana seçim kaybetmediği Massachussetts eyaletinde Cumhuriyetçiler'in bir zafer kazanması ve Başkan Barack Obama'nın buna verdiği hızlı ve sert yanıttı. Seçmenlerin desteğini çekmesinde Obama'nın "orta yolu" tercih eden politikaları izlemesi, bir yıl önce batmaktan kurtulan bankaların, kötü giden ekonomiye ve işsizliğe karşın milyarlarca dolar kar etmesi ve bunu prim olarak dağıtmasının etkisi var. Sandığın tepkisine hızla yanıt veren Obama ilk faturayı bankalara kesti ve riskli (ve karlı) işlemlere sınırlama getirecek kararları açıkladı.
Obama'nın kararına İngiltere'den de destek gelince ABD ve Avrupa borsalarında satış hızlandı. Üstelik ABD'de ikinci ve üçüncü çeyrek dönemlerinde bilançoların açıklanması sırasında yükselen hisseler, bu kez iyi ya da kötü gelsin her bilanço haberiyle satışa döndü. Yukarıdaki üç önemli gelişmeye bu bilgiyi de ekleyince pek parlak bir tablo ortaya çıkmıyor.
Son iki haftadır adım adım yürüyen düzeltme hız kazanmaya başladı, doların değer kazanma eğiliminin ve hisse satışlarının gücü bu düzeltmenin bir süre devam edeceğini ortaya koyuyor.
Türk piyasalarının bütün bunlardan etkilenmemesi olanaksız. IMF umudu direncin ancak birkaç gün sürmesine yeterli oldu. TL'nin bir anda 1.45'ten 1.50'ye sıçraması, borsanın cuma günü sert bir düşüş yaşaması bunun göstergesi. Dışarıdaki düzeltme eğilimi içeriye de yansıyarak devam edecek gözüküyor. IMF anlaşmasının yapıldığı haberi bu koşullar içinde ancak küçük bir soluklanma imkanı verebilir, daha fazlasını değil. Siyasetin bir referandumla ısınması ihtimali de piyasalar için riskleri artırıyor.
Bu dönemde euro-dolar paritesini izlemek satışların sertliği konusunda ön işaretler verebilir. Paritenin 1.40'ın üzerinde kalması satışların yavaşlayacağına işaret edebilir ama özellikle 1.37'nin altına gelinmesi borsalarda çok ciddi bir satış dalgasının içinde olduğumuzun ana göstergelerinden biri olabilir. İzlemekte yarar var.
Hangi ülke iflasa yakın?
Yunanistan'ın borç sorununun bir türlü gündemden düşmemesi 2010'un, hatta önümüzdeki yılların ana konularından birinin ülkelerin borçlarını çevirme güçleri olacağını gösteriyor. Coface, ülkelerin borçları ve bütçe açıklarıyla ilgili bir çalışma yaptı. Patrick Artus'un hazırladığı "Hükümetler iflas edecekler mi?" başlıklı raporda ülkelerin ne kadar bütçe açığını kaldırabilecekleri ölçüldü. Örneğin Yunanistan'ın bütçe açığının yüzde 10'u aşmasından kaygı duyuluyor ama ülkeyi yüzde 6.19'un üzerindeki bir açık iflas riskiyle karşı karşıya getirebilecek. Örneğin İngiltere için bu sınır yüzde 3.34 ama İngiltere'nin de gelecek yıl yüzde 10'un üzerinde açık vermesi bekleniyor. ABD, Portekiz, İspanya, İtalya diğer yüksek riskli ülkeler arasında sıralanabilir. Buna karşın Coface'in çalışmasına göre Türkiye'nin yüzde 9'un üzerinde bütçe açığı verme imkanı bulunuyor. Hükümetin hedefi ise 2009'da yüzde 4'ü aşan bütçe açığını bu yıl yüzde 1-2 aralığına çekmek. Bu çalışma Türkiye'nin borç ve bütçe imkanları açısından birçok ülkeye göre çok daha avantajlı bir noktada olduğunu ortaya koyuyor.
(www.finanstrend.com)
(Murat Arın - 24.01.10)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin