Murat Arın: Piyasalar dalgalı, beklentiler olumsuz
Piyasalar Avrupa'nın borç sorunlarının etkisiyle çalkalanmaya devam ederken yeni bir sorun daha geliyor: Bankaları disipline edecek önlemler ve vergiler.
Küresel piyasalar dalgalı bir haftayı daha geride bıraktı. Avrupa'nın borç sorunları ve bunun neden olduğu durgunluk kaygıları piyasalar üzerindeki kara bulutların dağılmasına engel oldu. Bununla birlikte borsalar bulundukları seviyeleri korumak için önemli bir çaba sergiledi ve endeksler bir aşağı bir yukarı salınıp durdu.Hafta başındaki satışlarda etkili olan Avrupa'daki borç krizinin yanı sıra ABD'de büyümeye başlayan ekonominin istihdam yaratmakta zorlanmasıydı. Avrupa'daki sorunların küresel olarak yeni bir yavaşlamaya neden olmasından kaygı duyuluyor. En hassas konumda olan ülkelerin başında ise dünya ekonomisinin itici gücü konumunda olan ABD geliyor. Son dönemde gelen veriler, özellikle Cuma günü açıklanan perakende satış verileri, ABD ekonomisinin son krizden etkilenmeye başladığını ortaya koydu. Perakende satışlarda hafif bir artış beklenirken sekiz ay sonra ilk kez bir düşüş yaşandı. Bu etkiyi yalnızca ABD ve Avrupa'da değil Türk ekonomisinde de giderek artan şekilde hissetme tehlikesi var. Türk ekonomisi yıla çok iyi bir başlangıç yaptı ama mallarımızın en büyük alıcısı Avrupa’daki kriz ve hafta içinde gelen sanayi üretimi rakamları durulmanın ilk işaretlerini verdi. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretim endeksi bir önceki aya göre sadece yüzde 0.8 artış gösterdi.
Salı günü kredi derecelendirme kuruluşu Fitch'in İngiltere'nin bütçe açıklarıyla ilgili sert uyarısı da piyasaların bir kez daha karışmasına neden oldu. İngiltere'nin tahvil ve para birimi üzerinde yılın ilk aylarında ciddi bir baskı oluşmuştu. Geçen ay yapılan seçimlerin hemen öncesinde ve sonrasında bu baskı dağıldı. Yeni iktidar iki hafta içinde bütçeyi düzene sokmak için önlemleri açıklayacak. Piyasalar önlemleri beğenmezse sterlin ve tahviller üzerinde yeni bir baskı kurabilir.
Borç krizi ülkeden ülkeye sıçrayarak devam edecek gözüküyor. İspanya en önemli hedef konumunda ama İtalya hatta Fransa "mindere çekilmeye" başladı. Tahviller üzerindeki riski fiyatlayan CDS'ler (kredi iflas sigortası) Fransa için de yükseliyor ama henüz korkulacak seviyelerden uzak.
Bu kadar olumsuzluktan sonra iyi bir haber vermek gerekir. Döviz sorunumuz yok. Türkiye'nin bir borç krizinden uzak olması, bankaların uluslararası piyasalarda borçlanmalarını kolaylaştırdı. Bankalar ilk dört ayda 13.6 milyar dolar getirdi ve ithalattan kaynaklanan döviz açığını kapattı. Ödemeler dengesine göre şirketler hala kriz öncesi olduğu gibi borçlanamıyor, ancak Türkiye'nin borç sorununun olmaması Türk Hazinesi'nin tahvillerine talep yaratmış durumda. Yabancılar Nisan'da 5 milyar dolarlık Türk tahvili alırken ilk dört aydaki toplam alım 8 milyar dolara ulaştı. Sonuç olarak ödemeler dengesi ilk dört ay sonunda 5.3 milyar dolar artıda. Yaz aylarında artan turizm gelirleri de düşünüldüğünde bu yılın döviz açısından rahat geçeceği anlaşılıyor. Son iki aylık karmaşa içinde TL'nin değer kaybetmemesi de bunu gösteriyor. Dolar yükseldi ama bu euro karşısında değer kazanmasından kaynaklandı. Euro ve dolardan oluşan sepet Nisan başında 1.72'ye kadar inmişti, şu anda 1.75 civarında. Sepet geçen yıl 2'nin üzerine çıkmıştı.
Türkiye'nin borç sorunu olmaması borsayı da daha dirençli hale getirdi. İMKB, MSCI endekslerine göre 2009 sonunda gelişen piyasalar endeksine göre yüzde 30 daha kötü bir performans göstermişti. Şimdi bu arayı kapattı, hatta biraz daha iyi performans gösteriyor.
Genel olarak Türkiye hem borç yapısı hem de büyümenin kazandığı ivme açısından ABD ve Avrupa ülkelerinden çok daha iyi bir durumda. Ama bu ülkelerin sorunları borç krizine dönüştüğü için yeni dalgalar hem ekonomileri hem piyasaları sarsmaya devam edecek. İki hafta önceki yazımda kısa süreli bir toparlanma yaşanabileceğini belirtmiştim ama hisse senedi piyasalarında yükseliş eğilimi güçlenemedi. Euro ise biraz toparlandı. 1.40 seviyelerinden bu yana düşüş öngördüğüm euro-dolar, altı ay süren düşüşten sonra ilk kez aşırı satış bölgesine girdi. Bu yukarı doğru bir düzeltmenin habercisi olabilir. Eurodaki bu toparlanmanın kalıcı olacağını söylemek için ise henüz erken. Hem borç kriziyle ilgili olumsuz beklentiler devam ediyor hem de borsalarda Nisan'da başlayan son satış dalgası henüz sona ermedi. Yılın ikinci yarısı için tahminler parlak değil.
Şimdi küresel piyasaları yeni bir sorun daha bekliyor. İki hafta sonra yapılacak G20 Liderler Zirvesi'nde bankaları disipline edecek önlemler ve vergiler konuşulacak. Aynı zamanda ABD'de mali reform son şeklini alacak, Avrupa'da ise bankalara yönelik yeni düzenlemeleri hazırlamaya devam ediyor. 2001 krizinden sonra Türkiye bankacılık sektörünü regüle etti, bu nedenle alınacak önlemlerin, sermaye yapıları güçlü olan Türk bankalarına etkisi olmayacak. Ama önemli bir konu da vergi. ABD ve İngiltere bankalara global vergi getirme konusunda kararlı gözüküyor. İngiltere, başka ülkeler uygulamasa bile krize neden olan bankalara vergi getireceğini açıkladı. Almanya ve Fransa da düzenleme ve vergilere destek veriyor. G20 içinde başta Kanada ve Brezilya vergiye karşı. Türk hükümeti ise vergi konusunda çekimser bir tutum izliyor. Son krizde Türk bankalarının bir katkısı yoktu ama 2000 krizinden bu yana dünyanın en pahalı benzinini alıp görülmemiş iletişim ve özel tüketim vergilerini bugün bile ödüyorsak "bankalar yüzünden kimse bir fatura ödemedi" diyecek bir durumumuz yok...
ABD'nin borcu sınırda
ABD'nin brüt kamu borcunun gayri safi yurtiçi hasılaya oranı yüzde 88'e ulaştı. ABD'nin toplam borcu 13 trilyon dolardan biraz fazla yani 2010 için beklenen GSYH'nin yüzde 90'ına yakın. Yüzde 90 seviyesi önemli çünkü Carmen Reinhart ve Kenneth Rogoff tarafından yapılan son çalışma, gelişmiş bir ülkenin borcu bu seviyeyi aştığında yıllık ekonomik büyümenin yüzde 1 oranında azaldığını gösteriyor. Ekonomistlerin, ABD'nin işsizliği kriz öncesindeki seviyelere indirmesinin yıllar süreceğini söylediği bir dönemde yüzde 1 büyük bir fark yaratabilir. Yüzde 90'ın önemli bir eşik olduğu argümanına yönelik eleştiriler de var. Japonya gibi bir örnekte borç yavaş büyümenin değil, yavaş büyüme borç yükünün sebebi olabilir. Ancak Avrupa borç kriziyle boğuşurken ABD'nin bütçe açıklarının ve artan borç yükünün geleceğe yönelik kaygıları artırdığı da bir gerçek. (www.finanstrend.com)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin