Murat Arın: Piyasalarda satış dalgası güçlenebilir
Küresel piyasalar, ABD'deki durgunluk ve Avrupa'da içten içe devam eden sorunlarla yeni bir satış sürecine girdi. Bunun birkaç hafta sürmesini bekleyebiliriz.
Piyasalarda yine ikiye bölünmüş bir haftayı geride bıraktık. Haftanın ilk yarısında küresel piyasaların genelinde yükseliş vardı, haftanın son iki gününe ise satış baskısı hakim oldu. Küresel piyasalar, ABD'de durgunluk belirtileri ve Fed'in buna karşı alacak bir önlemi olmaması nedeniyle önceki hafta sert bir düşüş yaşamıştı. Geçen haftanın başında özellikle hisse senedi piyasalarında bunun olumsuz etkileri dağıldı. Borsa endekslerinde yüzde 3 civarında yükselişler oldu ancak piyasalar hafta sonuna doğru gerçeklerle yeniden yüzleşmek durumunda kaldı.
Nedir bu gerçekler? Öncelikle ABD ekonomisinde durgunluk işaretleri her geçen gün artıyor. Ekonominin büyüdüğü ve istihdam yarattığının göstergelerinden biri, haftalık işsizlik başvurularının 400 bin seviyesinin altına inmesi. Ancak yaz başında kısa bir süre 450 bin seviyesinin altına inen başvurular, geçen hafta 500 bine çıkarak 9 ayın en yükseğine ulaştı. Bu da, işsizliğin yeniden yükselişe geçtiğini ortaya koyuyor. Konut kredileri nedeniyle icra ve iflaslar artarken, bankaların da aralarında yer aldığı alacaklı kurumların elindeki konut stoğu 600 bin civarına yükselmiş durumda. Kredi ödemelerinin yapılmamasına rağmen satış imkanı sınırlı olduğu için henüz el konmamış evlerle birlikte bu rakamın bir milyonun çok üzerinde olduğu hesaplanıyor.
ABD ekonomisi her yerden alarm işaretleri verirken Fed'in elinden hazine tahvillerini almaktan başka bir şey gelmiyor. Bu da aslında ABD Hazinesi'nin daha kolay ve ucuza borçlanmasını sağlamaya yarıyor. Geçen hafta Fed alımları başlarken 10 yıl vadeli hazine tahvillerinin faizi yüzde 2.5 seviyesine doğru indi. Faizlerin düşüşü; durgunluk beklentileri ve güven arayışındaki paranın, Fed'in alımlarının da verdiği güvenceyle dolara ve ABD hazine tahvillerine yöneldiğini gösteriyor.
Paranın yöneldiği tek güvenli liman tahviller değil elbette. Altın kısa süren bir düzeltme hareketinden sonra yeniden bir yükseliş trendine başlama noktasında. Piyasalardaki olumsuz havanın dağılmaması durumunda altının yeni rekor seviyelere çıkmasını izleyebiliriz.
Para güven için dolara da yönelmeye başladı. Euro’nun, Avrupa banka stres testleri çerçevesinde yaptığı kısa süreli yükseliş trendinin sonuna gelmiş olabiliriz. Euro - dolar 1.30 üzerindeki seviyeleri koruyamadı ve 1.27 civarına geri döndü. Önümüzdeki hafta içinde 1.30'un üzerine bir hareket olmazsa bu yeni bir düşüş trendinin başlangıcını konfirme edebilir. Bu sefer euro’daki düşüşün 1.19 seviyesinde durmayacağını tahmin ediyorum.
PIIGS ülkeleri (İspanya, İtalya, İrlanda, Yunanistan ve Portekiz) üzerindeki baskı geçen hafta yeniden arttı. Bu ülkelerin hem CDS fiyatları hem tahvil faizlerinde ciddi yükselişler yaşandı. ABD'nin yanı sıra Alman tahvillerinde de görülen güven alımları, Almanya 10 yıl vadeli hazine tahvillerinin faizinin ilk kez yüzde 3'ün altına inmesine neden oldu. Piyasaların bu güvensizliğinin nedeni, euro’nun düşmesi nedeniyle Almanya'da görülen ekonomik toparlanmanın PIIGS ülkelerine yansımaması ve bu ayrışmanın sonucunda yeni bir kriz beklenmesi. Önceki hafta İrlanda'da sorunlar bir anda alevlenmişti, şimdi ise Yunanistan'ın iflasa gidebileceği konuşuluyor.
İMKB temmuz ayının ikinci yarısında ise dünyanın en iyi performans gösteren borsası konumundaydı. Önceki hafta ise çok sert satışlarla karşılaştı. Geçen hafta küresel piyasalarda olan bitene daha dirençli bir görüntü çizdi. Ancak önümüzdeki haftadan itibaren bu durumun değişmesini özellikle ABD'den Avrupa borsalarına sıçrayan olumsuz havanın İMKB'yi de etkisi altına almasını bekleyebiliriz.
TL ise haftalardır tekrarladığım gibi bu kez farklı bir grafik çiziyor. Özellikle bankaların yurtdışından yaptıkları borçlanmalar TL'nin son beş aydır güçlü kalmasını sağladı. Euro ve dolardan oluşan sepete karşı TL'nin değerini korumasını bekleyebiliriz. Ama doların diğer para birimleri karşısındaki yükselişinin TL'ye de yansıyacağı görülüyor.
Tahvil ve hisse senedi ayrıştı
Küresel hisse senedi fiyatları son altı haftada yüzde 6 artarken, aynı dönemde küresel tahvil faizleri toplam 0.25 puan (25 baz puan) düşüş kaydetti. Bu, tahvil ile hisse senedi piyasaları arasında son 10 yılda görülen aynı yöndeki seyre ters. Devlet tahvil faizleri ile hisse senedi fiyatları arasında ayrışma yaşanması sık rastlanan bir durum değil.
Citigroup analistlerine göre devlet tahvillerinin faizinin düştüğü, buna karşın hisse senetlerinin yükseldiği sekiz dönem yaşanmış. Bunlardan beşinde hisse senetleri doğru yönü göstermiş ve tahvil faizleri, hisse senetlerini izlemiş.
Citi analistleri Mark Schofield ve Robert Crossley, bu kez de aynı durumun tekrarlanmasını, tahvil faizlerinin yükselmesini bekliyor. Hazırladıkları rapora göre devam eden küresel ekonomik toparlanma, tarihi düşük tahvil faiz seviyeleri ve karamsar mali görünümün sonunda faizleri yukarıya iteceğini belirtiyor. Analistler, ABD tahvil faizlerinin 2010 yılı sonunda 75 baz puan, 2011 yılı sonunda ise 70 baz puan artmasını beklerken, 10 yıl vadeli Alman tahvili faizlerinin bu yıl sonunda 60 baz puan, 2011 yılında ise 15 baz puan artmasını öngörüyor.
Hisse senedi piyasaları ve tahvil faizleri arasındaki ayrışma için Citigroup'un beklentisi bu şekilde. Ancak hangisinin baskın çıkacağını zaman gösterecek. (www.finanstrend.com)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin