Osman Bayraktar: Aile şirketlerini yaşatmada Finlandiya modeli
Aile şirketi kavramı, şirketin büyüklüğünden bağımsız olarak, mülkiyete işaret eden bir tanımlama. Dünyanın en büyük şirketlerinden de, en küçük şirketlerinden de bu kategoriye dâhil olanlar var.
(Osman Bayraktar - 24.05.09)
osman.bayraktar@sabah.com.tr
Aile şirketi kavramı, şirketin büyüklüğünden bağımsız olarak, mülkiyete işaret eden bir tanımlama. Dünyanın en büyük şirketlerinden de, en küçük şirketlerinden de bu kategoriye dâhil olanlar var. Devletlerin bu yapıları yaşatma çabasının altındaki temel kaygı, birkaç kuşak sürecinde oluşan bu birimin ekonomik ve sosyal hayata olan katkısının devamlılığının sağlanması. Çünkü makro ekonomik düzen esas itibariyle küçük yapıların toplamından oluşuyor.
Şirketler belli bir ekonomik büyüklüğü aştıklarında şirketin varlığını sürdürme, hayatta kalma konusunda kendi içinde bir takım mekanizmalar oluşturabiliyor. Ancak bu büyüklüğe ulaşamamış ya da büyüklüğe ulaşsa bile varlığını sürekli kılacak kurumsal unsurları oluşturamamış şirketlerin yeni kuşaklarda devamlılığını sürdürmesi daha kritik hale geliyor. Bunun için bazı ülkeler bu nitelikteki şirketlerin hayatiyetlerini sürdürmesi konusunda özel destek programları oluşturuyorlar.
Bizdeki Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB)’in fonksiyonunu da bu şekilde değerlendirmek mümkün. Gerçi KOSGEB’in amacı belirlenirken aile şirketi kavramı zikredilmiyor, sadece şirket büyüklüğüne vurgu yapılıyor ancak ülkemiz ekonomisine baktığımızda bu kategoriye giren şirketlerin neredeyse tamamına yakınını aile şirketlerinin oluşturduğunu söylemek mümkün. KOSGEB, işletmelere birkaç konuda destek veriyor: Mali teşvikler, teknik destek, eğitim ve yönetim danışmanlık hizmetleri. Kriz dolayısıyla gündeme gelen “Cansuyu Desteği” kredisi, KOSGEB’in misyonunu yansıtan önemli araçlardan birisi.
Araştırmalar 120 yılı aşmış (dördüncü, beşinci kuşağa devrolmuş) şirketlerde aile bireylerinin yönetimde ağırlıklarının kalmadığını gösteriyor. Bir şirket, bu kadar süreyi geride bırakmışsa, kendisini hayatta tutacak kurumsal mekanizmaları da geliştirmiş oluyor. Ancak şirketlerin bu yaşa ulaşmaları neredeyse istisnai bir durum. Bugün Avrupa’da şirketlerin yüzde 20’sini devredecek varis bulunamamaktadır. Buradaki varis kelimesini hukuki bir kavramdan ziyade, “veliaht” anlamında kullanıyoruz.
Belli sermaye birikimine ulaşmış, kendine özgü bir know-how oluşturmuş bir şirketin yok olması, onun mülkiyetine sahip olan aile fertleri kadar, istihdam ve vergi ödeme kapasitesi dolayısıyla kamuyu da ilgilendiren bir probleme dönüşmektedir. Finlandiya Ticaret ve Sanayi Bakanlığı, Vaasa Üniversitesi ile birlikte oluşturduğu “Babadan Oğula” adlı proje ile aile şirketlerinin yaşatılması konusunda birebir destek sağlıyor.
Proje kapsamında gazetelere “Önümüzdeki 5 – 10 yılda kuşak değişimiyle karşı karşıya olan 10 – 15 şirket arıyoruz” şeklinde ilanlar verilerek, destek almak isteyen firmaların müracaatları sağlanıyor. Talebi uygun görülen firmalarda kurumsallaşmalarına yardımcı olacak profesyonel danışmanlar istihdam ediliyor. Aile fertleri arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi, şirkete veliaht olacak yöneticilerin belirlenip yetiştirilmesi, şirket işleyişinin profesyonel kurallara bağlanması gibi konuları içeren bu sürecin tamamlanması iki ila beş yıl arasındaki bir süreyi kapsıyor. Proje kapsamında istihdam edilen danışmanları üniversite sağlıyor maliyeti ise bakanlık tarafından karşılanıyor.
Proje yöneticilerinin, şirketlerin yeni kuşaklarda devamlılığı konusunda karşılaştıkları iki tipik problem babalar ve oğullarla ilgili:
Babaların isteksizliği: Özellikle şirketi kurmuş ve onu belli bir aşamaya getirmiş ilk nesil girişimciler, işlerini oğullarına devretme konusunda bazen oldukça kıskanç davranabiliyor. Ne kadar eğitilmiş olursa olsun oğulları veya kızları onların gözünde hiçbir zaman işi yürütecek donanıma sahip olamıyor. Şirket içinde sorumluluk verilmeden, yeni kuşakların yetenekleri gelişemiyor bu da babaların kendi tezlerini doğrulayan bir kısır döngüye dönüşüyor.
Oğulların durumu: Farklı nedenlerle bazen oğullar veya kızlar, hayatlarını ve kariyerlerini aile işinden ayrı düşünüyor, babalarının işlerini devralmakta isteksiz davranabiliyorlar. Aile içinde birden fazla veliahdın ortaya çıkması da, şirketin bölünme riski dolayısıyla yönetilmesi gereken bir durum.
Finlandiya Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Vaasa Üniversitesi tarafından hazırlanan model, “Avrupa Birliği Leonardo Hareketlilik Projesi” kapsamında Finlandiya dışında uygulandığı İrlanda ve İtalya gibi ülkelerde de başarıyla uygulanıyor.
Ailede gerçekten işi devralacak kimsenin bulunmaması durumunda ise şirketler satılığa çıkarılıyor. Proje kapsamındaki şirketlerden yüzde 10’u yeni hissedarlara satılmış.







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin