Ana Sayfa | Yazarlar | Osman Bayraktar | Osman Bayraktar: Tabiat kitabından dersler

Osman Bayraktar: Tabiat kitabından dersler

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Osman Bayraktar: Tabiat kitabından dersler

Bilimin henüz laboratuara girmediği dönemlerde insanlar için en önemli bilgi kaynaklarından biri “tabiat kitabı” idi. Gerçekte de insanlık hiçbir zaman tabiatın sırlarını keşfetme ilgisini kaybetmedi.

Son günlerde yoğun yağışlar nedeniyle yaşadığımız sel baskınları, bir kez daha dikkatimizi tabiata çevirdi. İçinde yaşarken unuttuğumuz unutmaktan da öte, uslanmaz bir iştahla tüketmeye çalıştığımız tabiat; yakamızdan silkeleyerek, canlarımızdan can alarak varlığını ve yasalarını hatırlattı bize.

Tabiatın doğal bir sistemi var bu sistemin işlemesi için dışarıdan bir müdahaleye ihtiyaç yok. Her hareket, her oluşum bir başka süreci harekete geçiriyor ve kesintisiz bir dönüşüm gerçekleşiyor böylece.

Klasik metinlerde, insan bedeni ile tabiatın işleyişi arasında ilişkiler kurmak yaygın bir gelenektir. Bu anlayışa göre tabiatın dört temel unsuru olan su, ateş, toprak ve rüzgâr başta olmak üzere tabiatta ne varsa bunların tümünün insanda da bir karşılığı bulunmaktadır. Bu bağlamda, insan için “küçük evren”, insan dışında kalan varlıkların tümü için de “büyük evren” tanımı kullanılmıştır.

Bilimin henüz laboratuara girmediği dönemlerde insanlar için en önemli bilgi kaynaklarından biri “tabiat kitabı” idi. Gerçekte de insanlık hiçbir zaman tabiatın sırlarını keşfetme ilgisini kaybetmedi.

Fizik gibi doğrudan evrenin işleyişini esas alan bilimlerin, tabiat kanunları kesinliğinde tezler öne sürmeleri nispeten kolay anlaşılır bir durum. Toplumsal ilişkilerin niteliğini anlamaya çalışan sosyolojinin, insanın doğasını çözümlemeye çalışan psikolojinin sonuçları ise hem daha soyut, hem daha değişken toplumsal yapı ve insandaki değişimle bağlantılı.

Montesquieu, “Kanunların Ruhu Üzerine” adlı o ünlü eserinde, yeni kanun vazetme iddiasında değildir. Peşinde olduğu şey doğal işleyişe ilişkin kanunların tespitidir. Ya da o kanunların niye ortaya çıktığının açıklanması gayreti.

Sel baskını ile ilgili yorumları izlerken dikkatimi çeken hususlardan biri bilim adamlarının “afet”, “felaket” gibi heyecanlı tanımlamalar yerine, “iklimdeki olağan dışı hareketler” demeyi tercih etmeleriydi. Onların bakış açılarına göre yüz yılda beş yüz yılda bir de tekrarlansa, bu tür iklim değişiklikleri, bir proje yapılırken hesaba katılması gereken değişikliklerdir.

Bu açıklamaya göre, bizim “afet” olarak isimlendirdiğimiz olaylar, seyrek gerçekleşse de tabii işleyişin bir parçasıdır. İnsanların, tabii sistemin işleyişine müdahale niteliğindeki davranışları (dere yataklarının işgal edilmesi, ormanların yok edilmesi, zararlı atık üretimi vb), olağan dışı iklim değişikliklerinin toplum için bir felakete dönüşmesini kolaylaştırmaktadır.

Genellikle bunlara karşı tedbir almak mümkündür. Ama bazı hallerde ne kadar çok tedbir alırsak alalım bunların olumsuz etkisinden tümüyle korunmak mümkün değildir.

Deprem gibi büyük oluşumlar, henüz sırrını çözemesek de tabiat için bir yenilenme ameliyesidir. Bu nedenledir ki bilim adamları küçük depremler gerçekleştiğinde, buna sevinmemiz gerektiğini ifade ediyorlar. Bunun nedeni küçük depremlerin büyük deprem riskini ortadan kaldırıyor olmasıdır.

Geçen yıl başlayan ve halen etkisini sürdüren ekonomik kriz, dünyada birçok firmanın batmasına, büyük miktarda varlığın el değiştirmesine yol açtı. Kriz etkin hale geldiğinde, az sayıda bilim adamının bunu tahmin ettiği; konu ile ilgili diğer uzmanların bu konuda bir öngörüleri olmadığı da ortaya çıktı. Bu, daha çok ekonomistleri ilgilendiren bir tartışma konusu.

Olaya, yönetim uygulamaları açısından baktığımızda, ekonomik krizleri, “iklimdeki olağan dışı hareketler” açıklamasında olduğu gibi “ekonomideki olağan dışı değişikliler” olarak adlandırmak mümkündür.

Ancak şirketler de, uzun sükûnet dönemlerinin etkisiyle sanki bir daha hiç kriz olmayacakmış psikolojisine kapılmaktadır. Bundan en çok etkilenenlerin ise  dere yataklarını işgal eden, ormanları kesen, kıtlık varsayımını hesap dışı tutup depolarında kara gün için hiçbir hazırlığı olmayan yapı ve şirketlerdir.

Tabii, buradaki tabiat benzetimlerinin yerine gerçek bir değer üretmeden kazanma hırsı, şişirilmiş ekonomik değerler, sermaye yetersizliği ve dünyadaki gelişmeleri yakından izlememe gibi ekonomik unsurları koyabilirsiniz.

“Bu işlerin ortaya çıkmasında hiçbir kusuru olmayanların günahı ne ?” diyecek olursanız “Kurunun yanında yaş da yanar” demiş atalarımız.

Yağmur yağınca herkesi ıslatır.
En çok da yoksulları ve güçsüzleri.

(Osman BAYRAKTAR – 20.09.09)

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0